Cüneyt E. Koryürek

Hakkında Yazılanlar

 

Mehmet Aslan

Toronto’dan, Münih’e uçuyorduk. Ve kalkıştan yaklaşık 1

saat sonra müthiş bir sarsıntı başladı. Uçaktan gelen çatırtıları

duyabiliyorduk. Kemer ikaz ışıkları yandı.

Önce içki, sonra da yemek servisi iptal edildi.

Tüm yolcular -ve daha sonra pilotun anonsuyla hosteslerkoltuklara

bağlanmış korku içindeydik. Rengimin bembeyaz olduğuna

emindim. Hayatım -o klasik deyişte olduğu gibi- bir film

şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Ve bu duyguyu ilk kez

yaşıyordum.

Hemen Cüneyt Ağabey’e döndüm. Zaten her sıkıntılı anımda

bunu yapıyordum. Bir şeyler söylemeli, beni rahatlatmalıydı

yine.

Başını koltuğa yaslamış, gözlerini kapamıştı. “Cüneyt

Ağabey” diye seslendim.

Gözlerini açmadan, “Uyuyorum” dedi. Bu aynı zamanda

bana “Konuşma, sus” demekti. Sesinin tonundan anladığım buydu.

Oysa Kanada’ya giderken yaklaşık 24 saat süren yolculuk

boyunca 1 dakika bile susmamıştık.

İçimden “Nasıl uyursun?” diye söyleniyordum.

Kafamı çevirdim, uyuyan ya da uyumaya çalışan sadece

Cüneyt Ağabey’di. Öyle rahattı ki..

“Acaba bu sarsıntıyı ben mi büyütüyorum” diye düşünmeye

başladım. 1.5 saat süren o korkunç sarsıntı nihayet durdu.

Kemer ikaz ışıkları söndü. Hostesler yeniden servise başladı.

Ve Cüneyt Ağabey de gözlerini açtı.

“Çok korktum Cüneyt Ağabey” dedim. Aldığım yanıt kısaydı:

“Ben de...”

........

Bunu niye mi anlattım? İki nedeni var: ilkini yazının sonuna

sakladım.

İkincisi mi?..

Cüneyt Koryürek ismi her anıldığında zihnimde hemen bu

sahne canlanıyor.

Müthiş bir özgüven.. Karşısındakini rahatsız edecek kadar

müthiş bir özgüven üstelik..

Dik bir duruş ile birlikte inandığını sonuna kadar söyleyebilme

yeteneği..

Sevilmemeyi göze alacak kadar dik hem de..

Bunu hiç denediniz mi bilmiyorum. Yani sevilmemeyi

göze almayı. Hiç tavsiye etmem. Bunu yapabilmek için Cüneyt

Koryürek olmalısınız.

Ve derin, büyük bir yürek..

İçindeki sevgiyi paylaştıkça daha da büyüyen kocaman bir

yürek..

Tüm bunlar yine de onu anlatmaya yetmiyor.

Mesela, “Teşekkür etmeyi bilen / öğreten” adam denmeli

Cüneyt Ağabey için.

Evet evet, teşekkür etmeyi bilen / öğreten adam. Bakmayın

siz bizlerin o göstermelik nezaketlerine..

Laf olsun diye teşekkürler dememize..

Mesela, garsona hiç teşekkür ettiniz mi?

Ama içten.. Olabildiğince içten teşekkür ettiniz mi?

Mesela, “Sevgimi de paylaşırım, bilgimi de.. Sevgimi, bilgimi

versem ne kaybederim ki..” diyebildiniz mi?

Dahası onları paylaşabildiniz mi?

........

Cüneyt Koryürek.. Eşimin ve benim Cüneyt Ağabey’imiz..

Kızımın Cüneyt amcası...

Bizlere nezaketi öğreten adam..

O kadar içimizdeydi.. Ama bir gün olsun “Sen” diye hitap

etmedik Cüneyt Ağabey’e..

Edemeyeceğimizden değil..

O duruşa, konuşmaya ve bakışa “Siz”den başka bir hitap tarzı

yakışmadığı için edemedik.

Çünkü o bir centilmendi.

...........

O uçak yolcuğunda en az benim kadar korkmuştu Cüneyt

Koryürek..

Belki de benden fazla..

Ama o, korkuyu kendine yakıştıramıyordu.

Tıpkı ölümü, hastalığı yakıştıramadığı gibi..

O kahrolası kazadan hemen sonra gazete sayfalarına yansıyan

fotoğrafı gördüm.

Cüneyt Ağabey’in son karesini yani.

Dimdik yatıyordu yerde.. Tıpkı yürüyormuş gibi..

Öyle yatıyordu yerde. Bir dizini de karnına doğru çekmişti.

Sanki dinleniyordu..

..........

Bu yazılır mı bilmiyorum.

Ama bana düşündüğünü söyleme cesareti aşıladı Cüneyt

Ağabey..

Onun için yazacağım.

Cüneyt Koryürek, Cüneyt Koryürek gibi veda etti yaşama..

Dik bir duruşla..

Çünkü ona yatarak ölüm yakışmazdı.